“R” Nereye Gitti?
Toplumun ve ekran yüzlerinin ortak cinayetine dair acı bir veda
Türk alfabesi, bildiğiniz üzere 29 harften oluşuyo.
Dur, yanlış başladık.
Türk alfabesi 29 harften oluşur. Ama son yıllarda yapılan gayri resmi ve tamamen toplumsal bir referandumla bu sayı fiillerde 28’e indirildi. Kaybeden harf belliydi: R. Hem de sessiz sedasız, kimse fark etmeden, sanki hep böyleymiş gibi.
Katil meçhul değil. Katil; televizyon ekranları, sosyal medya fenomenleri, haber sunucuları ve onları taklit eden milyonlarca sesli vatandaş.
Suçun anatomisine bakalım
Her şey masum görünen bir tembellikle başladı.
“Yapıyor” demek ağır geldi. “Yapıyo” daha hafifti. “Söylüyor” resmi duruyordu, “söylüyo” samimi. “Gidiyor” eski kafalıydı, “gidiyo” moderndi. Ve böylece bir harf, önce konuşma diline sızdı; oradan ekranlara çıktı; ekranlardan okullara indi; okullardan sokaklara yayıldı.
Artık kimse yadırgamıyor.
Zira yadırgamak da ağır geliyor olmalı.
Ekranın günahı mı?
Asıl mesele şu: Sıradan vatandaşın dili, ekrandaki sese öykünür.
Bu, sosyolojinin değil sağduyunun tespiti. Çocuk, öğretmeninden önce televizyondaki sesi duyar. Genç, ansiklopediden önce fenomeni izler. Ve o ses — o milyonlara ulaşan, otorite kazanmış, güven telkin eden ses — “r” harfini yutarak konuşuyorsa, yutmak normalleşir. Normalleşen şey, doğruya dönüşür. Doğruya dönüşen şey, artık sorgulanmaz.
İşte asıl tehlike burada.
Bir haber sunucusu kameraya bakıp “Hükümet açıklama yaptı, muhalefet tepkisini gösteriyo” dediğinde, sadece bir haber okumuyor. Bir kural yazıyor. Yazmıyor bile — siliyor. Var olan kuralı, milyonların gözü önünde, hiçbir itiraz olmaksızın silip geçiyor.
Fenomen kameraya girip “Size bugün çok güzel bir şey paylaşıyo olacağım” dediğinde, yüz bin takipçi bunu not alıyor. Bilinçaltına, kalıcı bir şablon olarak.
Ve kimse “dur, bu yanlış” demiyor.
“Ama Herkes Böyle Konuşuyor”
Bu noktada o meşhur savunma devreye girer:
“Ama zaten herkes böyle konuşuyor. Dil değişiyor, gelişiyor. Canlı bir şey, dondurulamaz.”
Doğru. Dil canlıdır. Değişir. Gelişir.
Ama burada gözden kaçan bir ayrım var: Konuşma dili ile kamusal dil aynı şey değildir.
Arkadaşınızla kahvede “ya ben de gidiyom, sen ne yapıyosun” dersiniz — bu doğaldır, insanidir, samimitir. Kimse sizden sahne Türkçesi beklemiyor.
Ama bir sunucu milyonlara seslendiğinde, bir öğretmen sınıfta ders verdiğinde, bir yetkili açıklama yaptığında — orada artık bireysel bir tercih yoktur. Orada bir standart, bir referans, bir kılavuz vardır.
O kılavuzda “r” yazıyorsa, “r” okunur.
Toplumun payı nerede?
Ekranı suçlamak kolaydır. Asıl zor olan, aynaya bakmaktır.
Toplum olarak biz, bu dönüşümü izledik ve sustuk. Hatta beğendik. “Samimi geliyor” dedik, “doğal” dedik, “abartmıyalar” dedik. Dilin yavaş yavaş yoksullaşmasına alkış tuttuk, çünkü yoksullaşma o kadar nazik, o kadar sessiz, o kadar gündelik gerçekleşti ki fark etmedik.
Bugün “yapıyor” yazan bir yazıyı kimi zaman “resmi ve soğuk” buluyoruz.
Düşünün bunu.
Dilin kendi doğru biçimi, bize artık yapay geliyor. Yanlış olan o kadar içimize işledi ki, doğru olan yabancılaştı. Bu, bir harfin kaybı değil — bir algının çöküşü.
Tutarlı olsaydık ne olurdu?
Şimdi gelin, bir an için bu “r yutma” ilkesini tutarlı biçimde uygulayalım. Sadece fiil sonlarında değil, her yerde.
Normal bir haber bülteni açılışı şöyle duyulurdu:
“İyi akşamla. Bugünkü gelişmele için tükçe habele izlemeye devam edebilisiniz. Pof. D. Kaadeş açıkladı: Mehmet Bakan kaaa aldı, topantıda önce kaşılıklı gö alışveişi yapıldı, ada duyuuldu.”
Gözleriniz mi kanadı? İyi.
Çünkü kelime ortasındaki “r” ile kelime sonundaki “r” arasında hiçbir fark yok. İkisi de aynı harfin, aynı sesin parçası. Birini yutmak ne kadar kabul edilebilirse, diğerini yutmak da o kadar kabul edilebilir olmalı.
Ama öyle değil, öyle değil.
Çünkü biri göze çarpıyor, diğeri artık çarpmıyor.
Yalnızca kulağa mı?
Bu yazı, dilin yaşayan ve değişen bir şey olduğunu reddeden bir tutuculuk manifestosu değildir.
Bu yazı şunu söylüyor:
Siz, milyonlara seslenen sunucular; eğitim veren öğretmenler; söz söyleyen yetkililer — dilinizin farkında olun. Siz konuştuğunuzda, sadece bilgi aktarmıyorsunuz. Bir norm üretiyorsunuz. O norm milyonların zihnine işliyor, çocukların kulağına yerleşiyor, gençlerin kaleminden kağıda dökülüyor.
“R” küçük bir harf.
Ama küçük bir harfi önemsememek, büyük bir dikkatsizliktir.
Ve dile gösterilen dikkatsizlik, en nihayetinde düşünceye gösterilen dikkatsizliktir.
Türkçe; alıyor, veriyor, söylüyor, anlıyor.
Hâlâ.
Yeter ki onu böyle konuşmak isteyelim.
